Hyperion Kitap'ın Yeni Kitapları

Kübra | 10/21/2015 |


Hyperion Kitap'ın ekim ayı kitaplar. (:




"Eğer bu sezon tek bir kitap okuyacaksanız bu kitap olduğuna emin olun... Baş döndürücü."
- Jeanette wınterson, the oprah magazıne-
Yirmi Üç Yıl Önce -Sovyetler ülkeden ayrılıp Taliban iktidara geçmeden önce- Kabil; yedi yaşındaki Qais Akbar Omar'ın, büyükbabasının evinin damında uçurtma uçurduğu bir bahçeydi. Bir süre sonra, kendilerini kutsal savaşçı ilan eden Mücahitler Afganistan'ı ele geçirip ülkede bir iç savaş patlak verdiğinde uzaklardan roket atışlarının sesleri duyulmaya başladı.
Omar'ın ailesi, her şeylerini geride bırakarak eski bir hisara sığınmak üzere kaçtılar. Ancak ölümden kıl payı kurtulmalarının ardından babası, ülkeyi terk etmeleri gerektiğine karar verdi.
Ne var ki yolculukları beklediklerinden daha zor geçecekti. Bu yetişkinliğe geçiş hikâyesinde Omar, bütün bu olayların dokunaklı hatıratını sunuyor -günlük zorlukların keyif dolu anlarla ve muazzam güzelliklerle hafifleyişinin hikayesi. Efsanelerle örülmüş ve şiirle demlenmiş Eve Dönüş, yaşamı öven bir zafer.
"Afallatıcı ama gerçek... Bir çocuğun gözünden, bir yetişkinin hafızasından, savaşa dair heyecan dolu bir hikaye."
- The New York Times Book Review (Editörün Seçimi)
"Sıradışı bir hatırat... Zihinlerde, Uçurtma Avcısı'ndan bile daha çok yer edecek".
- The Philadelphia Inquirer
"Bir romanın gerilimi ve sürati ile latif bir yazım... (Eve Dönüş'ün) son derece doyurucu ve dikkate değer olmasının tek sebebi Omar'ın hayatta kalmış olması değil."
- The Washington Post
"Evrensel bir tınıya sahip, klasik bir otobiyografi... Her türlü zorluğa rağmen müşfik ve umut dolu."


Şöyle basit bir soruyla başlayan destansı bir macera: Benim ayağım neden acıyor?
Meksika'daki amansız Bakır Kanyon'un kuytuluklarında yaşayan mutlu Tarahumara Kızılderilileri, dinlenmeden ve sakatlanmadan yüzlerce mil koşabilme becerisi geliştirmişlerdi. Bu sürükleyici hikâyede, ödüllü bir haberci ve sık sık sakatlanan bir koşucu olan Christopher McDougall, Tarahumara sırlarını keşfetmek için yola çıkıyor. Süreç içinde de okuyucuyu Harvard laboratuvarlarından alıp güneşten kavurulan vadilere; sayıları her gün artan ultra koşucuların beden sınırlarını zorlamak için gittiği dondurucu soğukluktaki Kuzey Amerika doruklarına ve nihayet Bakır Kanyon'da, Amerika'nın en iyi ultra koşucuları ile Tarahumara koşucularının boy ölçüştüğü sıcak mı sıcak bir yarışa götürüyor.

McDougall'ın bu inanılmaz hikâyesi, sadece aklınızı ele geçirmekle kalmayacak; vücudunuza da ilham verecek: Kendinizin -aslında hepimizin- koşmak için doğduğunu fark edeceksiniz.
"Bu güne kadar yazılmış en eğlenceli koşu kitaplarından birisi."
-Amby Burfoot, Runnersworld.com-
"Büyüleyici… Nefes kesici… Koşma sevinci için yazılmış bir mutluluğa övgü operası."
-The Washington Post-
(Tanıtım Bülteninden)



Dedektif Jakob Striker, ölümün darbesinden payına düşeni almıştı. Ancak bu seferki vaka, onu gerçekten şaşkınlığa uğratıyor.

Köhne bir apartman dairesinde gerçekleşen bir intihar için çağırıldığında dava, onu beklenmedik bir şekilde evine bir adım daha yaklaştırıyor. Bu kez kurban, başka bir üzücü istatistikten daha ötesi: Bu kez kurban, Striker'ın tanıdığı ve değer verdiği birisi. Ve Striker'ın kesin olarak bildiği bir şey var: Bu bir intihar değil.
Striker'ın soruşturması, onu Riverglen Akıl Hastanesi'ne yönlendirdi. Kurban, Psikiyatrist Dr. Erich Ostermann tarafından yönetilen destek grubundaki bir hasta. Ve Striker, Larisa Logan'ın kayıp olduğunu öğrendiğinde soruşturması da hız kazanıyor.

Zamana ve korkutucu düşmanına karşı yarışan Striker, umutsuz bir şekilde Larisa'yı arıyor. Doğru bir adamın onu öne geçireceği, yanlış bir adımın ise kendi sonunu hazırlayabileceği bir oyun oynuyor. Bu, psikopatların oyunu. Yılanlar ve Merdivenler...


Willie Sutton, yirminci yüzyılın ilk senesinde Brooklyn'in sefil İrlanda varoşlarında dünyaya geldi ve bankaların kontrolden çıktığı bir zamanda reşit oldu. Bankalar, düpedüz batmıyor olsa bile sayısız Amerikalının evlerini ve işlerini kaybetmelerine neden oluyor, acil kurtarma paketleriyle güç bela ayakta tutuluyorlardı. Panik, buhran ve büyük bir hızla artan işsizlik döngüsüne sıkışıp kalan Sutton, bu durumdan kurtulmanın ve hayallerini süsleyen kızı kazanmanın tek bir yolu olduğuna karar verdi. Böylece, Amerika'nın en başarılı banka soyguncusunun kariyeri başladı. Sutton, otuz seneyi aşkın bir sürede, banklara girmekte ve hapisten kaçmakta öylesine ustalaştı ki polis onu New York'un en tehlikeli adamı ilan etti, FBI ise En Çok Arananlar Listesine ekledi. Ancak halk, Sutton'ı destekliyordu. Ne de olsa bir kere bile kimseye ateş etmemişti ve kurbanları sadece o kan emici bankalardı. 1952 senesinde, temelli olarak yakalanınca hapishanenin etrafını büyük kalabalıklar çevirdi ve ismini haykırarak tezahürat ettiler.
Pulitzer Ödülü sahibi J.R. Moehringer, geniş kapsamlı bir araştırmayı geniş bir hayal gücüyle birleştirerek Willie Sutton'ı çarpıcı bir anlatımla hayata geri döndürdü. Moehringer'ın yeniden anlattığı öyküde Sutton'ı teşvik eden şey, yoksulluktan veya topluma karşı hissettiği öfkeden daha farklı bir şey: unutamadığı tek bir kadın. Sutton'ın işlediği tüm suçlarda ve hapis cezalarında, ilk aşkı -ve ilk suç ortağı- asla düşüncelerinden eksik olmadı. Sutton, en sonunda 1969 senesinin Noel gecesi sürpriz bir biçimde çıkarılan bir afla serbest kalınca derhâl o kadını aramaya gitti. Dokunaklı, komik, hareketli ve gerçeklerle bezenmiş bu romanda Sutton, tuhaf bir biçimde modern bir ekonomik acının öyküsünü anlatırken bir yandan da sonsuza dek zamansız kalacak olan kader mahkûmu bir aşkın öyküsünü de açığa çıkarıyor.



"Kişisel tarihim, üç keskin dirsek yapıp bitmiş bir yol gibi. İlki, yirmi bin yıl sonra yaşanan kıyametten kaçıp bugünün dünyasına yolculuk yapmamızla başlıyor. Dokuz yaşında bir çocuktum ve o yolculukta kazandığımız yeni hayat ve insanüstü güç, hiçbirimiz için kolay olmamıştı elbette. İkincisi, yine yirmi bin yıl sonraki dünyadan bugüne, bizden on yıl sonra gelen Gümüşleri durdurmak zorunda olduğumuz gerçeğiydi ki bu da savaşın açtığı derin izler demekti. Üçüncüsü ise Hayal'e âşık olmamdı. Ömrümün en keskin virajını başarıyla aldıktan sonra düz yolda bir kayaya çarpacağımı aklımın ucundan bile geçirmiyordum."
Her seçim başka bir ihtimalin katilidir. Yaptığım seçimlerin, omuzlarımdaki sorumluluğun yükünü taşımaktan, bir Hayal'in gölgesi olmaktan yorgunum.
Ben Nessahira'yım.
Yaşayabilmek mücadelesinde soluğumu hâlâ varlığımdan habersiz insanlar için tüketirken vazgeçmeyi düşünemeyecek kadar yorgunum.

Ben Nessahira'yım.
Sular artık fazlasıyla bulanıkken tüm gücümle aydınlığın savaşçısıyım ve henüz bir Gümüş'le karşılaşmadıysanız sebebi benim.
Serinin ikinci kitabında Nessahira, kayıpları ve seçimleri arasında mücadele ediyor. Esin Kıroğlu; okurları, temposu giderek yükselen hikâyede sürüklemeye devam ediyor.

KRP Yayıncılık'a bağlı Mızıka Yayınevi de Tamora Pierce'in "Protector of the Small" serisini çıkarmış.



Küçüklerin Koruyucusu Serisi

Mindelanlı Keladry, Tortall Krallığı'nda son on yıldır şövalyelik eğitimi almaya cesaret edebilen ilk kız. Kralın fermanı bu durumu mümkün kılsa da Kelly, zorlu bir eğitimi göze almanın yanında bir kızı şövalye olarak görmeye alışkın olmayan pek çok insanın ön yargıları ile mücadele etmek zorunda. “Birçok kitap kızlara entrika ve kurnazlık peşinde koştukları geleneksel ataerkil roller biçer. Pierce ise Kelly’yi sebat ederek, çok çalışarak ve yeteneklerini geliştirerek başarılı olması için epey terletiyor. Okurlar kızzz gücünün bu eşsiz örneğine bayılacaklar!” –School Library Journal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Copyright 2013 © BİR OTAKUNUN DÜNYASI

BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI